02- Düz

 Gerçekliğin ne olduğuna dair büyük merakımın sonucu kendimi yola vurduğum yaşlardaydım. Hayır, sizi yanıltmasın ilk baştaki amacım; sadece rockn rolla bezenmiş poseidon kanımın beni ittiği tehlikeli sularda yüzmekten başka bir şey değildi. Herkes o dönem sepya kullanıyordu, savrulmadan dümdüz gidiyordu ve dahi birbiri hakkında meraka sahiptiler. Yolun en kısa tanımı; sonradan bulduğun kendin, aslında varolan halindir. Bu yüzden öznelliğiyle beraber tadı farklıdır. Yıldızlı bir gecede kumsalda kalan son şarabını düşünenlerle gökyüzündeki bir kaymayı takip edenler arasındaki fark; sonucunda ulaşılan gerçekliği de değiştirebilir. Bu noktada tasarladığım fikirlerin ışığında diyebilirim ki; her uçuştan geriye kalan kanıtsız imajlar, ruhun derinlerindeki keşifler ve üç aşağı beş yukarı bildiklerinin rezonans yapan bir keman teli gibi gidip gelmesidir.


İşte yoldan bana kalanlar bunlar oldu. Kendimi tam anlamıyla tezahür ettiğimde bir manzaranın dibinde müphem bir bilgiyle varolan her şeyin sanal olduğunu, insan tamamiyle özgür bir iradeden yaratıldıysa da; evrimleşmesiyle bunun gerilimine dayamayarak -tamamen- illüzyon içerisine kendini bile isteye hapsettiğini tahmin ediyorum. Çünkü çoğu zaman bir bardaki çığlıklar altındaki eğlenceye, elimdeki 200 liraya ve işe giderken gördüğüm suretlere yabancılaşıyorum. Kendime bile yabancılaşıyorum. Aynaya dik dik baktığımda gördüğüm yüzle, aynadan bana bakan yüzün arasında bir fark görmüyorum. Nasıl emin olabilirim ki aynada yaşayanın ben olmadığından? 


-Bunlar ahmakça gelebilir. Ki amacım izah değil itiyaddan ötürü ifadedir

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

04-Evrene Fısıldadığımız

01-Akış

06-Paris