04-Evrene Fısıldadığımız

Sesim yankılınıyor. Uzak bir dağa sakince, kızara,bağırarak ya da gülümseyerek bir dileğimi söylüyorum. Geriye geliyor. Bir dağda sesine mahsur  kalıyorsun.. Uzun bir bekleyiş halinin almasının ardından bir rehavet çöküyor. Soruyor: İnsan kendi sesine dayanacaksa, neden bir ele biçim vermek ister.? Nedir kavranışı baharın, sıcaklığın ya da soğuk meyvelerin? 

Zaman geçtikçe  içinden bir gül doğuyor. Barastasia'ya özgü. İşte bu yeni doğan gül, bahara ilham oluyor. Binlerce arıyı besleyen bahara. Suyun hızlı akmasını sağlayan, güneşi yavaşlatan -ve ayakların kumsalda.
Artık biliyorsun bastığın toprağı; bu varlığında ilgilenmen gereken yer. Gülün de bittiği.

Kim uçmak isterse üstünden bu diyarın -elbette ki sonsuzdur varlığımızın paylaşımı- serbesttir. Biçimler özgürlüğüne kavuşmuştur. Kelimeler bile olduğu gibidir -yanlışı doğrusu aranmaz- Kahkahalar atılır karnı ağrıtan. Gözleri yaşartan hikayeler anlatır. Ve eski bir şarap içilir iki memenin arasından.


-Neden- diye sormaktansa, bu gülün karmaşısını çözmeye adanmak.
Budur fısıldadığımız evrene.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

01-Akış

06-Paris