Kayıtlar

06-Paris

  Paris                                                  2017 yılının Aralığında Paristeydim. Xmas'da.  Şu videodan sonra kendimle geçen konuşmayı hatırlıyorum. Dün gibi hatırlıyorum. Seni diyordum. Seni dizlerin, eğer inanırsan her yere taşır. Şu göğün en yükseğine de, en derinine de. Bir gün, kendine olan inancının yerine başka -önemsiz- illuzyonlar eklersen, bil ki dizlerin seni taşımayı bırakır. Keşfetmek, yeniden başlamak ve harekete geçebilmek için her daim bir şansın var. Yeter ki, herkes -yapamayabileceğinin de- ihtimalini hesaplarken;  sen, sonuçların değil, nedenlerin peşinde ve her gün bir adım bile olsa atarak yürümeye devam et ve unutma “ çıkmaz bir yolda geriye bir adım atmak; ilerlemedir. “ O hot dog nasıl yapıldı onu da çekmiştim. Pariste evsizler nasıl kavga ederler ve Cumhuriyet meydanının -hangi devrimi öğrenmiştik- ? ihtişamın...

05-Su birikintisi

 Artık kızmıyorum. Sakinleştim. Küçük bir su birikintisiyim orman ortasında. Belki bir serçe eğer başını göğsüme. İşte beklentim bu kadar. Yaşamın tüm faydaları bana zahmetsizce gelir, çünkü belirli bir dinginlik nefesimi hep diri tutar. Bu yarı uyanık bir gün yaşadığını farketmenin tam tersidir. Tamamen uyanık anları yakalama. Ki bunun uç uca uzaması yaşamın bir kıyısından akmaya benziyor.  Her şey bir miktar ihtimallere bağlı. Gerçek şu ki, sonunda ya asla seçemediğimiz ya da tamamen egemen olduğumuz gerçeği çıkacak andan. An bir egemenliğe bağlıysa tercihlerim bana güneşi batırırken bütün evrenin yaşamını algılayabilecek bir zihin verdi. Yükselen bir kuşun kanadındaki serinliği duyumasayacak bir hayal gücü. Yaprağın yere düşüşünde derin anlamlar bulabilmeyi. Evet böyleydi.

04-Evrene Fısıldadığımız

Sesim yankılınıyor. Uzak bir dağa sakince, kızara,bağırarak ya da gülümseyerek bir dileğimi söylüyorum. Geriye geliyor. Bir dağda sesine mahsur  kalıyorsun.. Uzun bir bekleyiş halinin almasının ardından bir rehavet çöküyor. Soruyor: İnsan kendi sesine dayanacaksa, neden bir ele biçim vermek ister.? Nedir kavranışı baharın, sıcaklığın ya da soğuk meyvelerin?  Zaman geçtikçe  içinden bir gül doğuyor. Barastasia'ya özgü. İşte bu yeni doğan gül, bahara ilham oluyor. Binlerce arıyı besleyen bahara. Suyun hızlı akmasını sağlayan, güneşi yavaşlatan -ve ayakların kumsalda. Artık biliyorsun bastığın toprağı; bu varlığında ilgilenmen gereken yer. Gülün de bittiği. Kim uçmak isterse üstünden bu diyarın -elbette ki sonsuzdur varlığımızın paylaşımı- serbesttir. Biçimler özgürlüğüne kavuşmuştur. Kelimeler bile olduğu gibidir -yanlışı doğrusu aranmaz- Kahkahalar atılır karnı ağrıtan. Gözleri yaşartan hikayeler anlatır. Ve eski bir şarap içilir iki memenin arasından. -Neden- diye sormakt...

03-Summertime

  Söyleyeceklerim var;     Bunun neyi etkileyeceğini bilmiyorum. Susarak ve bekleyerek geçen onca zamandan sonra tekrar bulunmaktan keyif aldığım siperdeyim. Kelimelerin arkasından taşırabileceğim duygular var. Kendimi kaybederek bulunduğum, ötesine gidebildiğim, varlığımı bütün çıplaklığıyla açabildiğim bir noktadan bakıyorum.  Diyorum ki Karmaşanın ve rengin güzelliğiyle birlikte ilerleyebiliriz. Kapanları tasarlayanlar bizden değil, belki, dikkatle kabullenilmesi gereken budur. Çünkü sırtımızdan çekmek isteyenlerin –bütünleşikliği- yegane dünyamızdaki oluşturduğumuz ifadeleri etkilenmesin diye bizi birleştirmiyorsa, boşlukta sallanan ve giderek ayrık bir ota dönüşüyoruz. Örtülü teslimiyet, kararlı hakimiyeti esir alıyor. Ama biz, hayatlarımızın hakimleri, sanatın ve özgürlüğün elçileri olarak  bu dünyayı baştan yaratacağız. -Yok öyle bu el sende diye –sonsuz- sahip olacaksın ? Derin uykulardan dönerken ki, o mağrur ve sıcak ağırlığı yaşıyorsun. G...

02- Düz

 Gerçekliğin ne olduğuna dair büyük merakımın sonucu kendimi yola vurduğum yaşlardaydım. Hayır, sizi yanıltmasın ilk baştaki amacım; sadece rockn rolla bezenmiş poseidon kanımın beni ittiği tehlikeli sularda yüzmekten başka bir şey değildi. Herkes o dönem sepya kullanıyordu, savrulmadan dümdüz gidiyordu ve dahi birbiri hakkında meraka sahiptiler. Yolun en kısa tanımı; sonradan bulduğun kendin, aslında varolan halindir. Bu yüzden öznelliğiyle beraber tadı farklıdır. Yıldızlı bir gecede kumsalda kalan son şarabını düşünenlerle gökyüzündeki bir kaymayı takip edenler arasındaki fark; sonucunda ulaşılan gerçekliği de değiştirebilir. Bu noktada tasarladığım fikirlerin ışığında diyebilirim ki; her uçuştan geriye kalan kanıtsız imajlar, ruhun derinlerindeki keşifler ve üç aşağı beş yukarı bildiklerinin rezonans yapan bir keman teli gibi gidip gelmesidir. İşte yoldan bana kalanlar bunlar oldu. Kendimi tam anlamıyla tezahür ettiğimde bir manzar...

01-Akış

 Büyük bir günaha girerken bacaklarında dolaşan ahlak, medeniyetlerin saçlarını doladığı ülkeler, saçma sapan bir serinlik ve yerler ıslak. Ağzına dolanmış bilmeceler hep susulan sinematik kaygılar sigaramı bile doğrudan yalnızlığa üflüyorum. Şiddetli çarpışmalardan arda yalın ayak bir toprak dokunuşu kalıyor. Uçuşan kuşların sesiyle kim bilir hangi metafizik gerçeği birleştiriyorsun. Apaçık olan mantık mı yani? Kulelerden düşüyorum, iki memenin arasına. Bu kadar mı sorumluluk veriyorsun bana? Şimdi sistemin içinden bir gramafon alarak kaçmak istiyorum. Bütün uzak öpüşlere çatlak dudaklar, paluze tenler, müphem saltolar. Karanlıkta dişlerin bir köpek kadar keskin. Bir masalın içinde, hem geçmişin hem geleceğin arafında bir uykunun son notasındasın. Bildiğin bu düş. Hiçbir şey bir yaprağın sahiden düştünüğünü kanıtlayamaz. Buna soyundun.